TRABZON

Sıra geldi Trabzon’a, ki kendisi memleketim de olur 🙂 Bizim evde zaten bolca pişen yemekleri yerinde yeme fırsatı buldum aslında her gittiğimde…

Yeşilliği, yağmuru ve en çok da insanları ile meşhur bu şehri görmenizi kesinlikle öneririm. Tercihen yaz aylarında gidebilirsiniz. Kışın fazlaca yağmurlu oluyor, gerçi yazın da yağmurlu oluyor. İşte yani biraz da sizin şansınıza bağlı 🙂 Benim Mart’ta gidip T-Shirt ile gezmişliğim de var – küresel ısınma diye buna diyorlar sanırım. 🙂

Trabzon merkez küçük bir yer aslında çarşıda şöyle bir gezmeniz öneririm. Bir çok mağaza bulunuyor. Keyifle gezip, alışveriş yapabilirsiniz. Özellikle yöresel yiyeceklerin satıldığı yerlere uğramakta fayda var.

Yemek yemek için önceliği Akçaabat’a vermenizi öneririm. Körfez restaurant’ta köftenin, hamsinin, Karadeniz Mezgitinin dibine vurmakta fayda var 🙂

Ayrıca yine Akçaabat’ta Nejla Hanım’ın yerinde Laz böreği yenmeli. Börek deyince tuzlu bir şey beklemeyin. Bildiğiniz baklavanın içinde bir muhallebi düşünün (tabii dolayısıyla baklavaya göre çok daha hafif), kesinlikle enfes…

Trabzon’u anlatırken ister istemez sürekli yemekten bahsedeceğim, zira yiyecek o kadar çok şey var ki… 🙂 Körfez restaurant sadece köftesiyle değil kahvaltısıyla da meşhur.Kuymak, kaygana, Trabzon peyniri, pide, Trabzon tereyağı, mısır ekmeği ve türlü reçeller yemeden dönülmemesi gerekenlerden.

Akşam yemeği için bir başka seçim de eski bir Rum restaurantı olan Galanima restaurant olabilir. Ben yedim, çok beğendim. Restaurant otantik havası nedeniyle insanı fazlaca cezbediyor.

Bir de meşhur Hamsiköy sütlacı var, denenmesi gereken. Fırın sütlaç üzerinde fındık parçaları… Sütü mü farklı, pirinci mi, yağı mı bilmiyorum ama sütlaç sevmeyen bile sevebilir.

Akşam yemek sonrası biraz içki içeyim, müzik dinleyeyim derseniz Süleyman Bar’ı öneririm. Genelde KTÜ öğrencilerinin takıldığı canlı müzik yapan güzel bir bar.

Tabii yemekten gözü dönmüş ben, işe yemek ile başladım. Gezilecek görülecek yerlerden de kısaca bahsedeyim. Öncelikle tabii meşhur Sümela Manastırı var. Araç ile belli bir yere kadar gidebiliyorsunuz, sonrası tabana kuvvet. Ama çok fazla yürümeniz gerekmiyor. İçeride gezilebilecek yerler beklediğinizden küçük olabilir, en azından benim için öyle olmuştu. Ama görmeye değer. Ama bence en güzel manzara aşağıdan yukarıya bakınca gördüğünüz manzara, çünkü manastırı orjinal yapan bir dağa kurulmuş olması. Dolayısıyla aslında manastırı aşağıdan fotoğraflamak bence çok daha etkileyici, ama tabii içerisine de girin derim. Aşağıdan bakarken sürekli olarak kendinize adamlar bu manastırı oraya nasıl yapmış diye soruyorsunuz. Dönüşte arabayla inmek yerine yürüyerek yoldan inelim demiştik, iniş dahi olsa gerçekten çok yorucuydu, trekking yapmak isteyenler için ideal. Ben bir gidişimde yukarı çıkarken de bu yolu izlemiştim, ancak yukarıda manastır mı beni gezdi, ben mi manastırı çok emin olamıyorum zira pek kendimde değildim 🙂

Bir başka görelecek yer ise Uzungöl. Trabzon’a 2 saat uzaklıkta, 2 dağın arasındaki upuzun bir göl burası, ve manzara gerçekten inanılmaz güzel. Gidip görmenizi öneririm. Gidince 2 saat yol gittiğinize pişman olmayacaksınız zira ortam gerçekten kendinizi iyi hissetmenize neden olabiliyor.

Trabzon insanı futbol ile yaşıyor malum, denk getirirseniz Avni Aker’de bir maç izlemenizi de önerebilirim. Sosyolojik olarak size farklı şeyler katacağı kesin 🙂

Son olarak Akçaabat’a gidip yemek yemişken şöyle bir yukarı da çıkın ve Orta Mahalle evlerini görün. Bir tanesi benim babamın doğduğu ev 🙂 2 katlı, cumbalı, arkada geniş bir bahçe… Gerçekten çok güzeller. Safranbolu evlerini hatırlatıyorlar…

Velhasıl Trabzon güzel, Türkiye’nin pek güzel şehirlerinden biri. Gidin, gezin, yiyin, temiz hava alın, eğlenin…